6/10/2008

>> Ahlakçılık Nedir ?

Bir toplumda insanların birbirlerini incitmeden, birbirlerine zarar vermeden, sağlıklarını koruyarak, tabiat güçlerinin tesirlerinden en iyi yararlanacak şekilde hareketlerini tanzim etmelerini sağlamaya yarayan kurallarının toplamı ahlâkı meydana getirir. Ahlâk, kişinin davranışlarını ayarlayan, sınırlayan ve bu davranışların hem kendisi için yararlı olmasını, kendisine mutluluk sağlayacak şekilde düzenlenmesini hem de çevresini rahatsız etmeden, zarara sokmadan çevresiyle uyuşmasını sağlamak üzere konulmuş olan kaidelerdir; münasebet prensipleridir, yaşama prensipleridir. Ahlâk insanların inancından ve dünya görüşünden doğmakta, kaynağını almaktadır. Bunun için, gerek toplumun gerekse toplumu meydana getiren kişilerin ayrı ayrı inançları, yaşama görüşleri, yaşama felsefeleri ahlâkın kaynağını, temelini teşkil etmektedir. Bu bakımdan kişilerin ve toplumun dünya görüşü, yaşama felsefesi ve taşıdıkları inanç çok önemlidir.


Biz, Türk toplumunun dünya görüşünün, yaşama felsefesinin kendi dinî inançlarından, İslâmiyet’ten ve millî tarihten kökünü aldığını görmekteyiz. Bunlara ilâve olarak, milletimizin geçirdiği tecrübeler ve yurdumuzun içinde bulunduğu şartlar da toplumumuzun düşünce ve inançlarında tesirli faktörlerdir. İşte bu kaynak ve faktörlerin tesiri altında, Türk milletinin mutluluğunu sağlayacak, Türk millî ahlâkına önem vermek zorunluluğuyla karşı karşıyayız. Ahlâksız kişi, ahlâksız toplum mutlu olamaz. Böyle bir toplum kalkınamaz, böyle bir toplum yüksek düşünceler, kutsal inançları uğruna fedakârlık ve feragat gösteremez, insanlık tarihine şeref veren büyük eserler, insanların uzun sabır yıllarıyla güçlüklere göğüs gererek, katlanarak, feragatle çalışmalarıyla meydana getirdikleri yüce hizmetler, inancın insanlığa kazandırdığı, , köklü imanın ve yüce bir ülküye, ideale bağlanmanın kazandırdığı varlıklar, olmuştur. Bunun için biz de Millî doktrin Dokuz Işık’ın önemli bir ilkesi olarak ahlâkçılığı almış bulunmaktayız. Ahlâkçılıkla kastettiğimiz şey, her şeyden önce kişilerin ve toplumun millî ahlâk kurallarına bağlı olarak yetiştirilmesi ve millî ahlâk kurallarına bağlıolarak yaşaması ilkesidir. Bu sağlanmadıkça toplumumuzun kalkınması ve toplum içinde haksızlıkların önlenmesi, ıstırapların önlenmesi, kişilerin ve toplumun mutluluğunun sağlanması mümkün olamaz. Ahlâkçılık derken her şeyden önce milletimizin dini olan islâmiyet esaslarını ve İslâm inançlarını bunun başlıca kaynağı olarak almaktayız Bunun yanı sıra kendi millî geleneklerimizi, millî tarihimizi ve milletimizin geçirmiş olduğu çeşitli tecrübelerin bize kazandırdığı kuralları göz önünde bulundurmaktayız.

Ahlakçılığımızın içinde İslâmiyet esasları. İslâm inançları başlıca yer almakla beraber bununla yoğrulmuş olan ve tarihimizden gelen Türk töresi de yer almaktadır. Gerek dinimizin, bize emrettiği ahlâk gerek millî törelerimizin bize emrettiği ahlâk kurallarından başta geleni millet varlığının, kişi ve toplum kurallarından başta geleni, millet ve toplum varlığının üstünde yer aldığıdır. Toplumun milletin, vatanın, devletin menfaatleri daima kişilerin menfaatlerinden önde gelir ve önde tutulması gerekir. Bunun yanı sıra yine kaynaklarımızın bize göstermiş olduğu kuralların başlıcalarından birisi de her ne olursa olsun dürüst hareket etmek, sabırlı hareket etmek ve büyüklere karşı saygılı, itaatli olmak, küçüklere karşı şefkatli olmak ve sevgi göstermek ilkesidir. Bunun yanı sıra disiplinli yaşamak, disiplinli bir toplum olarak hareket etmek de töremizin dayandığı başlıca ilkelerdendir. Disiplin dediğimiz zaman neyi kastetmekteyiz? Disiplin dediğimiz zaman ahlâk kurallarına bağlı olmak, kanunla saygılı ve itaatli olmak, büyüklere saygılı olmak, küçüklere karşı daima adaletli, şefkatli olmak ve büyük küçük karşılıklı olarak herkesin birbirlerinin hakkına, hukukuna riayetkar olmasını kastetmekteyiz. Bunların yanı sıra yine törelerimizin bize tavsiye etmiş olduğu bir diğer ilke de yüksek vazife duygusuna sahip olmak, yüksek görev duygusu taşımak ve görevi namus saymaktır. Görev, kişinin kendisi için, yurdu için, milleti için yapmakla yükümlü olduğu iş demektir. Bunda ciddî olması ve görevini aksatmadan yapması törelerimizin gereğidir.

Ahlâkçılığımız dinî, millî, manevî değerlerimize dayanmakla beraber tabiat kurallarına aykırı olmamak şartını da içinde bulundurmaktadır. Tabiat kurallarıyla bağdaşacak şekilde ahlâk kurallarının tanzimi ve yürütülmesi, onun işlerliği için gerekli bulunmaktadır. Ahlâk her şeyin esasıdır. Ahlâkı olmayan bir toplumun hiçbir işi başarılı olamaz ve o toplumda hiçbir şey iyi bir durumda bulunamaz. Fakat ahlâkçılığın dayandığı birtakım temeller vardır. Bizim ahlakçılığımızın dayanacağı temeller şunlardır : Türk ahlâkı, Türk geleneklerine, Türk ruhuna, Türk milletinin inançlarına uygun olacaktır. Türk ahlâkı, hiçbir zaman insan ruhuna aykırı olmayacak, inançlarımıza da bağdaşan bir takım temellere dayanmış bir ahlâk olacaktır. Ahlâkçılıkta gözeteceğimiz, araştıracağımız şeylerden biri de, Türk ahlâkının, Türk milletinin yükselmesi, yaşaması ve korunmasını sağlamaya yarayacak esasları içinde toplanması olacaktır. Yani Türk milletinin yaşamasına zararlı olacak kaideler, Türk ahlâkçılığının içinde yer alamaz. Demek ki, ahlâkçılık ilkesine esas olarak kabul ettiğimiz şeyler Türk milletinin ruhuna uygun olmak Türk milletinin geleneklerine âdetlerine ve inançlarına uygun olmak, tabiat kanunlarına uygun olmak ve Türk milletine yararlı olmak esaslarına dayanacaktır.

29/9/2008

>> Türk Milliyetçiliği Nedir ?

Türk sosyologu Ziya Gökalp'in Türk milliyetçiligi hakkındaki görüşü şöyle:"Türkçülük Türk Milletini yükseltmek demektir."
Millet, kültürel bütünlük içindeki toplumdur. Veya dini ,dili , töresi , ahlakı , sanatı ,müziği, edebiyatı aynı olan ve aynı kökten gelen insan topluluğudur.Millet coğrafi yada siyasi bir zümre değildir nitekim cografi olrak bir İran,İsviçre,Belçika,Britanya millitetinden soz etmek mümkün değildir çünkü İranda Farisi ve Türkten ibaret iki millet,İsviçre'de Alman.Fransız ve Italyan'dan ibaret olmak üzere üç millet,Belçikada aslen Fransız olan Valonlarla aslen Flamanlar mevcuttur.Büyük Britanya Adalari'nda ise Anglo Sakson,Iskoçyalı,Galli,Irlandalı namlarıyla dört millet vardır.Bu cemiyetlerin lisanları ve harsları birbirinden ayrı olduğu için bu oluşuma millet adını vermek doğru değildir.
Milliyetçilikse bir milletin daha önce belirtilen manevi unsurlarını benimseyip o milletin varlığını koruyup gözetmek ve o milleti yükseltmek için çalışan kimsedir.

Peki neden Milliyetçilik??

Dünya bir çarpışma alanıdır.Allah, dünayayı bir çarpışma düzeni içinde yaratmış,yaratılanlar bir çarpışma düzeni içinde yaşayıp bugüne gelmiştir.
Bunun neden niçin böyle oldugu hakkındaki yüksek felsefi düsünceleri bir yana bırakip gerçeği oldugu gibi kabul edersek,çarpışmaya hazır bulunmanın en hayati prensip oldugu sonucuna kendiliginden varırız.
Kızıl Elma Ülküsüne "tehlikeli maceracılık" diyenler yahudilere bakıp düşünmelidirler.Yahudiler 2000 yıl önce kaybettikleri vatanlarını yeniden ele geçirmek ve yanlız kitaplarda kalmış olan ibrani dilini diriltip bir konusma dili haline getirmek uğrundaki çalışmaları ile dünayaya örnek olmuşlardır.
İşte bu ülkü sahibi olmanın verdiği manevi güçle korkaklığı atasözü haline gelen bu millet milli ülküsünden aldığı güçle herhangi bir millet kadar cesaretle çarpışıyor.Milli kahramanalar yetiştiriyor ve bu milli kahramanlar ölüme mahkum edildikeri halde ve af dileseler bağışlanacakları halde ingiltereden af dilemeyerek milletlerine şeref verme suretiyle ölüyor.Bu miili ülkü sayesinde Flisitindeki bir avuç Yahudi yanlız Araplarla degil,koca İngiltere ile savaşı göze alıyor.
1945 Güvenlik Konseyi seçimleri göstermiştirki kimseden birsey istememek,herkesle hoş geçinmek ittifaklar yapmak bir millete itibar sağlamıyor. Nitekim, daha sonra Türkiye herkesle dost geçinmedigi, Kore savaşına katıldığı ve Kıbrıs yüzünden müttfefiki Yunanistan ile çatıştığı halde,itibarı eskisine göre çok yükselmiş ve 1960 ile 1963'te iki kere Güvenlik Konseyine seçilmiştir.
Kızıl Elma Türk Milletinin manevi besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları zaman nasil faydasız zararlı hatta zehirli besinleri yerlerse,Türk Milleti de "Kızıl Elma" kendisine yasak edildiği icin Marksizm ,kapitalizm.kozmopolitizm gibi zararlı fikirlere el uztıyor.
Fakat artık bu devir kapanmıştır. Gittikçe uyanan milli şuur karşısında gafiller ve hainler, Türk Milleti'ni daha çok aldatamayacaktır.Kızıl Elma yolunu kapatamayacaklardır.

www.turani.net

20/9/2008

>> www.turani.net

Ulkucu, Bozkurt, Basbug, Asena, Milliyetci, Mhp, Teskilat, Ulku Ocaklari, Bizim Ocak, Alparslan Turkes, Devlet Bahceli, 12 Eylul, Yusufiye, Tas Medrese, Yusuf Ziya Arpacik, Haluk Kirci, Abdullh Catli

20/9/2008

>> Ulkucu Yemini

Allah'a , Kur-an'a , Vatana , Bayrağa yemin olsun.
Şehitlerim , Gazilerim emin olsun
ülkücü Türk Gençliği olarak , Komunizme , Kapitalizme ,
Faşizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadelemiz sürecektir.
Mücadelemiz son nefer , son nefes , son damla kana kadardır.
Mücadelemiz milliyetçi Türkiye'ye turana kadardır.
ülkücü Türk Gençliği olarak ,
Yılmayacağız , Yıkılmayacağız , Başaracağız , Başaracağız ,
Başaracağız .
Allah Türk'ü Korusun ve Yüceltsin.

Amin...

7/9/2008

>> Niçin Türk İslam Ülküsü ?

 Neden, şu veya bu ad altında toplanmayıdeğil de "Türk-İslam Ülküsü" ne bağlanmayı savunuyoruz? Biz iddiaediyoruz ki, "Emperyalizm", Türk ve İslam dünyasını yutmak için en az ikiasırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile"vatan çocuklarını" din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerinehizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını,herşeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da birbirine düşürmeyi planlamaktadır.

      Bugün yeryüzünde iki somürgeci"blok" vardır. Bunlardan biri kara renkli "kapitalist emperyalizm"diğeri ise bütün fraksiyonu ile "kızıl emperyalizm". Birincisi "çokuluslu şirketlerin" paravanasında, "az gelişmiş veya gelişmekte olanhalklara yardım etmek, özgürlük ve uygarlık götürmek" maskesi altında,ikincisi de "ezilen, sömürülen halklara bağımsızlık, özgürlük ve adaletgötürmek" maskesi altında, "sınıfsal savaş" sloganı ile "içsavaşlar" çıkartmakta ve "dünya proleterlerinin dayanışması" adıaltında işgalini gerçekleştirmektedir.

        Gerçekten de yer yüzünde ezilen vesömürülen bir de "üçüncü dünya" vardır. Bu dünya, daha çok Asyalı,Afrikalı irili ufaklı devletlere ve devletçiklere, beyliklere, emirliklere,federasyonlara bolünmüş milletlerden ibarettir. Esef edelim ki, bu insanların sayısıbirbuçuk milyardan daha fazladır. İşin ızdırap veren diğer bir yanı da, bunüfusun çoğunluğunu müslümanlar teşkil etmektedir. Bunun yanında çok acı birgerçeği daha belirtelim ki, bu ezilen ve sömürülen müslümanlar arasında TürkMilleti'nin çok önemli bir bölümü bulunmaktadır.

        1970 Yılında yapılan bir araştırmayagöre, yabancı boyunduruğunda tam bir sömürge hayatı yaşayan Türk nüfusununsayısı, Türkiye'mizde bulunan genel nüfusumuzun tam iki katıdır.

        Emperyalist güçler, fırsat buldukları zamanzorla, bulamadıkları zamanlar ise hile ile İslam ve Türk dünyasını ele geçirmiş,zenginliklerini yağmalamış, din ve milliyet duygu ve değerlerini tahrip etmiş,direnenleri lekeleme ve imha yoluna gitmiş, kendine uygun kadrolar yetiştirmiş, bumilletlerin uyanış, diriliş hamlelerini, milli eğitim ve kalkınma planlarınıbaltalamış ve bu ülkeleri, "ebedi sömürge" statüsüne mahkum etmek içinelinden geleni esirgememiştir.

        Emperyalist güçler, korkunç bir kültüremperyalizmi programı ile millet çocuklarını milli tarihlerine, milli ve mukaddeskültür değerlerine, milli ülkülerine, milli menfaatlerine, hatta motif vesembollerine düşman etmekle kalmazlar, kendi değerlerini "bir uygarlık veilericilik" unsuru biçiminde onların kafalarına ve vicdanlarına oturturlar.Böylece milli ve mukaddes değerlere bağlı milliyetçilerin karşısına, bu değerlereters düşen "yabancılaşmış kadrolar" çıkarırlar. Bir ülkede, değerler"ikizleşince", kadroların da ikizleşmesi ve çatışması mukadder olur.İşte düşman, bu noktada aktivitesini arttırır. Ülkenin ve milletin"parsellenmesi" için beynelminel güçleri harekete geçirir.

        Ülke artık birbirinin gırtlağınasarılmaya hazır kadrolara bölünmüşse, düşman rahatlıkla at oynatabilecek vasatıbulmuş demektir.

        Düşman, karşısındaki güçleriparçalayarak, onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmakister. Mesela, sanki bir insan, hem 'dindar', hem 'milliyetçi', hem 'medeniyetçi'olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt proğramlar durumuna sokarak, hiç yoktan'çatışan güçler' meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca planlar ki,tertiplerini anlamak için bazan olayların üzerinden elli veya yüz sene geçmesigerekir. Mesela, Osmanlı Türk Devleti'nin parçalanması ve Orta-Doğu'nunsömürgeleştirilmesi için, dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, 'din' ile'milliyetçilik' arasında zıddiyet ve düşmanlık duyguları doğurmayı planlamışolduklarını şimdi itiraf ediyorlar.

        Serge Hutin adlı bir Fransız masonununyazdığı 'Les Francs-Maçons' kitabının 127.nci sayfasında okuduğumuza göre İslamdünyasında masonlar Cemaleddin-i Afgani ve Muhammed Abduh gibi 'din politikacılarını'localarına kaydederek onların eliyle 'Dini, milli yapılara göre reforme ederek'alemşumul İslam dinini bozmak, öte yandan Müslüman Kardeşler (Freres Musulmans)hareketi ile de 'İslam'da milliyetçilik yoktur' propagandası ile milletleri çökertmekve bu suretle -çok kahpece bir planlar- birbirine zıt 'İslamcı' ve 'Milliyetçi' sun'idüşman kamplar doğurmak istemişlerdir.

        Emperyalizm, bizim dünyamızda bu'paradoks'tan çok istifade ettiğini ayrıca yazmaktadır. Dinimizin ve milliyetimizindüşmanları, din ve milliyet gibi iki mukaddes varlığımızı, birbirine düşmangöstermek oyunundan kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyor.

        O halde, Türk Milliyetçisine düşen iş,bütün varlığı ile bu oyunu, herşeyden önce kendi yurdunda bozmak olmalıdır. Buülkede, sun'i olarak birbirine düşman 'güya Türkçü' ve 'güya İslamcı' cephelermeydana getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına, bir Müslüman-Türkolarak ve tarihine yaraşır bir biçimde çıkmalıdır.

        Bunun için, Türk-İslam kültürüne,Türk-İslam medeniyetine, Türk-İslam ülküsüne bağlı, Türklük şuur ve vakarına,İslam iman, aşk, ahlak ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslamiyeti ruhu bilen,milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ileçırpınan, Dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerinümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur.

       Din ve milliyet, zıt değerler değildir. Bu sebepten, 'sentez', tez ile anti-tezarasında söz konusu olacağına göre, yıllardan beri kullandığımız 'Türk-İslamsentezi' yerine, 'Türk-İslam Ülküsü' sözü daha uygun olur düşüncesi ile kitabımızın adını, 'TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ' olarak seçtik. Bunu ısrarlakullanacağız.


S. Ahmet ARVASİ

<- :: Sonraki Sayfa ->